İçeriğe geç

ZAMANI GELMİŞ FİKRİN ÖNÜNDE KİM DURABİLİR?

İzmir Ulaşım Master Planı 2030

Biliyorsunuz geçtiğimiz hafta 2030 İzmir Ulaşım Master Planı sonuç toplantısı yapıldı ve ortaya 2030 yılına kadar İzmir’de ulaşım adına yapılacaklar, yatırımlar ve hamleler ortaya konmuş oldu. Araştırma, danışma ve katılım anlamında geniş tabana yayılan planın oluşum sürecinde bisiklet kullanıcıları olarak bizler de elimizden gelen katkıyı yapmaya çalıştık. Ortaya iyi sayılabilecek, mutlaka eleştirilecek yanları da olan bir sonuç çıktığını söyleyebilirim. Önemli olanın planın akamete uğramadan tüm unsurları ile yerel siyaset ve merkezi hükümet yalpalamalarına kapılmadan tamamlanması olduğunu düşünüyorum. Çünkü plan içinden bir unsuru atladığınızda hedefinden sapacak, netice vermeyecek adımları içeriyor. Örneğin raylı sistem yatırımlarını yapıp metro ağını genişlettiğiniz halde yol diyeti (bazı yolları trafiğe kapatıp yayalaştırmak) ve yaya öncelikli alanlar uygulamalarını atladığınız takdirde insanlar tercihlerini gözden geçirmeyecektir. O sebeple plan tüm unsurları ile hayat geçmeli. Bisikletli ulaşım üzerinden plana baktığımızda var olan 51 kmlik bisiklet yolu uzunluğunun 435 kmye çıkacağını görüyoruz. Bisiklet kullanıcıları vaat yorgunu olduğu için işin bisiklet kısmı bizleri pek heyecanlandırmadı diyebilirim. Öte yandan asıl mesele bisiklet yollarının mesafesinin uzaması değil. Aktüel konu bisikletli vatandaşların güvenlik ve adalet sorunu. Biraz açalım. Şehrin birçok yerinde çeşitli ulaşım, yayalaştırma vb. çalışmalar bulunuyor. Bu çalışmaların hemen hemen hepsi var olan bisiklet yollarının da bir şekilde kesintiye uğramasına sebep oluyor.  Aynı çalışmalar sırasında mağduriyet sırası şu şekilde. En mağdur kesim engelliler ve yayalar. Sonrasında bisiklet kullanıcıları geliyor. Bisiklet kullanıcısından kastımız burada işine, okuluna, arkadaşları ile buluşmaya bisikleti ile gidenler ve ulaşım aracı olarak bisikleti tercih eden İzmirliler. Bu mağduriyet durumu bugüne kadar hiç değişmedi ve dolayısıyla mağdur kesimlerde tepki var. Yerel yönetimin tepkiyi yapılan projelere yönelik olarak algılaması ve tepki gösterenleri de ötekileştirme çabası işin daha vahim kısmı. İtiraz aslında başka yerde ve en temel noktada. Güvenlik.

Örnek verelim. Şuanda Bostanlı Sahil düzenlemesi için kapatılan sahil şeridindeki geçici bisiklet yolu. Yapılan yazışmalara gelen cevaptan anlıyoruz ki belediyemiz otomobilli vatandaşlarının alanından almaya çekiniyor. Sebebi zaten keşmekeşe dönüşme noktasındaki İzmir motorlu araç trafik yoğunluğu. Çareyi elinden yol hakkı alınmış bisikletli vatandaşa hakkını yayadan alarak vermek. Belediyemiz bisikletlilere “kaldırımdan gidin” diyor. Resmi yanıt bu. Bunu şöyle düşünün. Üç kişi var her birinde birer ekmek var. Birinin elinden ekmeği alıyorsunuz, ikincinin elindeki ekmeği ikiye bölüp, elinden ekmeği aldığınıza veriyorsunuz. Bu tam da öyle bir şey. Şimdi soruyorum elindeki hakkından bir zerre kaybetmeyen üçüncü kişinin ayrıcalığı nedir? Tahmin ettiğiniz gibi bu üçüncü kişi otomobil sahibi vatandaş. Aynı durum bugün Bayraklı Sahili’nde, M.Kemal Paşa Sahil Bulvarı’nda da mevcut. Tüm bu noktalarda hak ve adalet meselesine ilaveten güvenlik meselesi var. Tam bu yazıyı yazdığım sırada konu ile ilgili yaptığım HİM başvurusuna Yapı İşleri Dairesi Başkanlığı tarafından verilen yanıt şöyle ” 15 Temmuz Demokrasi Şehitler Meydanı Yapılması işi kapsamında yapılmakta olan tüm imalatların süresi 365 gün olup, iş bitim tarihi 21.09.2018’dir. Bununla birlikte 2017/749 no’lu UKOME kararı doğrultusunda, yaya ve bisiklet geçişlerinin güvenliği ve devamlılığının iş makinelerinin geçişi ve anroşman taşlarının kıyı şeridine çıkarılması sırasında sağlanamayacağından, çalışma alanında kalan bisiklet ve yaya yollarının kapatılarak sinyalize kavşak bağlantılarına yönlendirilmesi gerekmektedir. Ayrıca 23.12.2017 tarihinden itibaren alan araç girişine kapatılmıştır.” Yerel yönetimin tavrı umursamazca. Uyarı tabelası yok, yönlendirme yok, güvenlik önlemi yok! İtirazımız bunlaradır. Ayrıca yaya alanları genişleyen, raylı sistemi genişlemiş bir İzmir’e hiçbir İzmirli bisiklet kullanıcısının itirazı olmaz. Bisikletlinin önceliği yaya ve toplu ulaşımın öncelikli hale getirilmesi ve önemsenmesidir çünkü.

http://www.eshot.gov.tr/tr/izmir-ulasim-haritalari/146/107?AspxAutoDetectCookieSupport=1 adresinden alınmıştır.

Kopenhag mı, Amsterdam mı? Yoksa Londra mı, Sevilla mı?

Bisiklet ile ilgili konuştuğumuz zaman hep Kopenhag ve Amsterdam’dan dem vurulur biliyorsunuz. İmrenilir ve özenilir. Ben hayal kurmak yerine realist yaklaşımı daha çok önemsiyorum. Londra veya Sevilla hatta Barcelona diyorum. Peki neden Londra veya Sevilla? (Buralara Toronto, Barcelona veya Portsmouth’u da ekleyebilirim.) Ya da neden Amsterdam ve Kopenhag değil? Çünkü öncelikle Amsterdam’ın bir bisiklet şehri olmasının altında tarihsel ve ekonomik birçok neden bulunuyor. Uzun uzadıya anlatılacak bir konu. Bundan 30-40 yıl önce Amsterdam şimdiki Amsterdam değildi ve hatta 2000li yılların projeksiyonlarında köprüler ve viyadüklerle dolu bir Amsterdam resmedenler vardı. Ancak gazlı coplu bir direniş ile insanlar şimdiki hayatlarını tercih ettiler. İnsanca yaşayabilecekleri bir şehre kavuştular. Kopenhag’ın da bisiklet şehri olmasının altında Kuzey Avrupa rasyonalizmi, basit, minimalist yaşam tercihleri ve bu doğrultuda yetiştirilmiş nesillerin ortaya koyduğu vizyon yatıyor. Tasarımın da bu anlamda desteği büyük. O sebeple bugün gördüğümüz sonuçları elde edebilmemiz için çok temelden başlamamız gerekiyor. Ancak buna mecbur değiliz. O kadar geriye gitmeden tarihinde bisiklet olmayan birçok şehrin nasıl bu kadar atılım yaptığına bakarak bir sürü şey öğrenebiliriz. Bu sebeple Londra ve Sevilla dedim. Sevilla ile ilgili Pınar Pinzuti’nin Bisikletizm adındaki web sitesinde “Sevilla Nasıl Güney Avrupa’nın Başkenti Oldu?” başlıklı bir yazısı var. Okumanızı tavsiye ederim. http://www.bisikletizm.com/sevilla-nasil-guney-avrupanin-bisiklet-baskenti-oldu/ Ben biraz Londra’dan, biraz da yerel yönetimin bakışı açısından bahsetmek istiyorum. Ben Londra dedikçe siz İzmir’i düşünün. 2016 yılı Mayıs ayı başında yapılan seçimlerde Londra’da belediye başkanlığı seçimini İşçi Partisi’nin adayı Sadiq Khan kazandı. Dikkat İşçi Partisi! Yani sol ve sosyal demokrat bir parti. Khan koltuğu iki dönemdir başkan olan Türk kökenli Boris Johnson’dan devraldı. Babası bir otobüs şoförü olan Khan’ın en önemli iki vaadi konut ve bisikletli ulaşım. Khan, seçim kampanyası boyunca rakipleri gibi başkentteki konut sıkıntısı üzerinde durdu. Khan, seçmenlere emlak satışında yabancı yatırımcılara değil, kentte yaşayanlara öncelik tanıyacağı sözünü verdi. Khan ayrıca, Boris Johnson döneminde yaşanan artışlar nedeniyle tepkilere neden olan toplu ulaşım ücretlerini de 4 yıl boyunca donduracağını vadetti. Başkanlık koltuğuna oturduktan sonra Londra’da “güvenli bisiklet” adı altında 5 yıl içinde 770 milyon pound (yaklaşık 3.3 milyar lira) harcama sözü verdi. Önceki başkan Boris Johnson bisiklet için 540 milyon pound ayırmıştı. Ancak Sadıq Khan, hazırladığı büyük ölçekli bir planla yeni bir rekora imza attı. Yeni planda kişi başına yılda yaklaşık 17 pound öneren harcama programı, Hollanda ve Danimarka gibi çevre dostu ülkelere yaklaşmayı hedefliyor. Belediyenin aktardığı bilgilere göre, 4. Otoyol adı verilen bisiklet yolu ünlü Tower Bridge’den Londra’nın güneydoğusundaki Greenwich’e gidecek. 9. Otoyol adı verilen diğer bir otoyol ise Olympia’dan Londra’nın batısındaki Hounslow’a kadar gidecek. Londra’nın toplu taşıma bütçesinin yüzde 5.5’ini kapsayan proje, hali hazırda Johnson döneminde planlanan güzergahı da içerisine dâhil edecek. Ufak mahallelere de uğrayacak bu bisiklet güzergâhı şehir trafiğini büyük ölçüde azaltacağı düşünülen Mini-Hollanda tasarımıyla uygulanacak. Khan böylelikle söz verdiği üzere Londra’nın şimdiye kadar sahip olduğu en bisiklet sever belediye başkanı olma taahhüdünü de gerçekleştirecekmiş gibi gözüküyor. Khan, konuyla ilgili yaptığı açıklamada, “Rekor miktardaki harcama ile her yaştan Londralı için güvenli bir yol imkânı olacağını söyledi. Bu şekilde okuyunca toplumun çoğunluğunun bu politikalara onay veriyor olduğunu düşünebilirsiniz. Kültür, eğitim vs. diyebilirsiniz. Ancak hiç de öyle değil. Bisiklete taraf olan The Guardian ile bisikletlilerden nefret eden The Sun arasındaki makale savaşlarını izleyebilirsiniz. Bir kesim çözüm bisiklet derken diğer kesim sorun bisiklet diyor. Ancak hem önceki başkan Johnson hem de şimdiki başkan Khan çözümünü toplumun baskısına göre değil uygar şehircilik anlayışına göre biçimlendiriyor. Dünyanın sayılı metro hatlarından birisine sahip olan Londra için bu çözümü tercih etmenin daha kolay olduğunu düşünebilirsiniz. Haklısınız. Bu sebeple yazının başında belirttiğim raylı sistem atılımının İzmir’de yıldan yıla genişleyerek devam etmesini bisiklet kullanıcıları olarak destekliyoruz. Bisikletli ulaşımın diğer ulaşım modlarına entegrasyonu için İzmir Metro ve İzban istasyonlarının güvenli bisiklet park yerlerine ve bisikletin kolayca giriş çıkış yapabildiği bisiklet dostu istasyonlara sahip olmadığının altını da çiziyoruz. Otomobile dayalı yaşam biçimi sürdürülemez! Ne kadar yol o kadar otomobil demek. İnsan ölçeğinde şehirler için toplu ulaşım, yaya ve bisikletli ulaşım için radikal planlar artık yavaş yavaş gündeme gelmeli. Bisiklet gelecekte de var olacak ama bu planları gündemine almayan siyasetçinin gelecekte yeri yok.

Zamanı gelmiş fikrin önünde kimse duramaz.

Yazıyı paylaşmak ve bloğumu takip etmek için...
Tarih:Akıllı ŞehirBisikletli UlaşımKentUlaşımYaya

Bu yazı yorumlara kapalı.

Email ile takip edin
Facebook
Twitter
LinkedIn