İçeriğe geç

ASLINDA OLMASI GEREKEN OTOMOBİL REKLAMLARI

Otomotiv endüstrisinin pazarlama stratejilerinin en başında “statü vaadi” gelir. Bu sebeple sloganlarda ve reklamlarında otomobilin aslında göründüğünden daha fazlası olduğu vurgulanır yani bir otomobil size fiziki şartların dışında başka bir sürü soyut şey de verir. Bu soyut vaadlerin arasında genelde prestij, statü, özgüven… gibi kavramlar da bulunur. Aynı zamanda otomobiller reklamlarında hep ütopik bir dünyada sunulur satın alma potansiyeli olan kitleye. Ütopya şudur hep ; rahat geniş yollar, evin hemen dibindeki otomobil park yeri… Otomobil ile size kolay hareket imkanı, her yere kolay erişim vaad edilir.

Şehir dışı ve şehrin dış çeperleri düşünüldüğünde bu doğru ancak iş şehir merkezlerindeki hareketliliğe gelince iş pek öyle olmuyor. İstanbul, Ankara, İzmir gibi şehirlerin merkezerinde artık parkyeri sorunu, sıkışık trafik had safhada. Öte yandan şehirler artık bu otomobil yoğunluğunu hacmen kaldıramamakta ve yüksek sayıdaki otomobil varlığı, yoğun şehiriçi kullanım hava kirliliğini tehlikeli sınırlara yaklaştırmakta.

Yakın tarihte Wolksvagen’in karıştığı emisyon skandalı ile otomotiv sanayinin doğaya verdiği tahribatın gayet farkında olduğu ve bunu sahip olduğu teknolojik üstünlükle insanlıktan gizlediği ortaya çıktı.

Otomotiv sanayi aynı zamanda yaptığı reklamlarda  bisiklet kullanıcılarını da aşağılar, bisikletin bir alt kültür nesnesi olduğuna dair göndermeler yaparak bisiklet sevenler ile otomobil sevenler arasındaki “statü” farklılığını ortaya koymak ister kendince.

Hal böyle olunca ben de bir gün yaşadığımız şehirlerinden yola çıkarak “Aslında Olması Gereken Otomobil Reklamları” diye bir seri yaptım basitçe.

Peki otomobiller böyle pazarlansaydı alır mıydınız? 🙂

Yazıyı paylaşmak ve bloğumu takip etmek için...
Tarih:ÇevreUlaşım

Bu yazı yorumlara kapalı.

Email ile takip edin
LinkedIn
Share